İŞGAL ALTINDAKİ KALPLER VE MERHAMET EĞİTİMİ

İŞGAL ALTINDAKİ KALPLER VE MERHAMET EĞİTİMİ

Yüce Kur’an’da kalplerin paslanmasından söz eden bir ayet var: Mealen şöyledir ” Hayır hayır?
Doğrusu yapip ettiklerinden dolayi kalplerinin üzen pas tutmuştur.

Bu ayet nazil olunca bazı sahabiler bu mecazi vurguyu anlamakta güçlük çektiler. Kalbin pas tutması
ne demektir? İnsan vücudunda en yumuşak, en latif organ olan kalp nasıl olur da pas tutar? İnsanın yaptığı işler, işlediği ameller kalbin paslanmasına nasıl yol açar. Bazıları bu sorulara cevap bulmakta zorlanırlar. İşte bunun üzerine Kur’an’in en büyük müfessiri ve mübeyyini olan Allah Resulü şöyle buyurdu: “Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tövbe ve istigfar ettigi zaman kalbi parlar. Günahtan dönmez ve bunu yapmaya devam ederse siyah nokta arttırılır ve sonunda tüm kalbini işgal eder.” İşte Allah’ın kitabında, “”Hayır hayır! Doğrusu yapıp ettiklerinden dolayı onların kalpleri pas tutmuştur” diye anlatılan pas budur.

Aslinda Kur’an-i Hakim’de kalbe dair mecazi anlatımlar sadece “kalbin paslanması” ifadesinden ibaret değildir. Kur’an, kalbin sertleşmesinden, katılaşmasından, taşlaşmasından, taştan da sertleşmesinden kalbin kilitlenmesinden, bağlanmasından, kapanmasından , kılıflara bürünmesinden, hatta kalplerin hastalanmasindan, gözlerini kaybedip körleşmesinden ve sonunda mühürlenmesinden söz eder. Bunların her birisi müstakil bir makale hatta kitap konusudur. Bu ayetlerin herbiri müstakil eserlere vücut vermiştir. Ancak burada öncelikle Kalbi işgal eden siyah noktalar” hadisi ele alınacaktır.

İlhamını bu hadisten alan İslam bilginleri kalbin hakikatini anlatabilmek için ayna metaforuna başvumuşlardır. Onlara göre insan kalbi, en yüce hakikatin ve bilgeliğin, hikmetin ve marifetin, Allah’in nazargâhı olan bir aynadır. İnsanın duygularına, sözlerine ve davranışlarına yansıtlacak hakikatin ve bilgeliğin aynası kalptir. Bu aynanın ilahi nazargâh olabilmesi için iki şeye ihtiyaç vardır. Nur dediğimiz ışık ve yansıtma özelliği veren cila. Ayna iki surette varlığa ve hakikate ayna olmaktan çıkar; kendisini kuşatan nuru kaybederek karanlıklara boğulduğu zaman hiçbir varlığı yansıtamaz. Zulmet içindeki ayna sadece zulmeti yansıtır. Ayna, kendisine yansıtma özelliği veren cilasını kaybettiği zaman yine hiçbir varlığı göstermez. Aslında bu hadis aynanın birinci hâli ile ilgili değildir. Yani bu hadisle imanın nurundan, hakikatin ışığından marifetullahın aydınlığından tamamen mahrum kalmış bir kalpten söz edilmiyor. Bilakis her türlü ışiğı olan ancak kir, pas ve lekelerle, cilasını kaybeden gönüllerden söz ediliyor.

Kadim hadis şerhlerimizde kalbi isgal eden bu siyah noktalar ve kara lekeler, inançsızlık, inkarcılık
sevgisizlik, merhametsizlik, kin, öfke, intikam, haset gibi kötü duygu ve düşüncelerle izah edilmiştir. Yalan gıybet, dedikodu, kibir, kendini beğenmişlik, bencilik su-i zan, tûl-i temel gibi illetler kalbi saran siyah noktalar olarak tarif edilmiştir.

Ancak bugün bunlardan daha öte anlamlar ifade ediyor. Şüphesiz kadim bütün zamanlarda siyah bu-
lutlardan yağan bu kara lekeler kalpleri hep işgal altına almıştır. Ancak modern zamanlarda kalplere musallat olan kara lekeler yağmur sağanağına dönmüştür. Kalbi işgal eden duygular, kaygılar, sesli, sözlü bilgiler ve görüntüler sürekli değişmiş ve artış göstermiştir.
Aşk ve sevgi adi altında kalplere nüfuz eden sahte duygular, insanı insan kılan bütün değerleri feda
edercesine yüreklere sinen dünyalık kaygılar, geçici makam ve mevkilere perestiş edercesine bağlılık
güç tutkusu, mal ve servet biriktirme hırsı, Kur’an’in lağv dediği lüzumsuz, anlamsız, faydasız söz ve lakirtılar, Hz. Peygamberin şerrinden Allah’a sığındiğı fayda vermeyen bilgiler. Bütün bunlar yüreklerimizi işgal eden, vücut ülkemizin sultanını esir alan, en latif varlığımıza prangalar vuran kötülüklerdir. Bazen rutinleşen dini hayat, samimiyetten uzak ibadetler, riya ve gösteriş dolu hayır ve taatler dahi kalplere perde olabilmiştir.
Kur’an-i Kerim’e göre, kişi ile kalbi arasında Allah vardır. Kalp paslandığı ve işgal altında kaldı
zaman rabbine kapanır, perdelenir, kılıflanır ve basireti kapanır. Allah kişi ile kalbi arasından çıkar. İşgal altındaki kalplerde ilahî güzellikler tecelli etmez.
  Buna göre kalplerde Rahman’in Cemal ve Celal sifatlarinı hissedecek korku ve ümit duygularının bulunması kalbi ilahi bir rasat aracına çevirir. Fakat nefsin bu rasattan mahrum bırakılması, nefsin vesvesesi ve şeytanın aldatması kalbin, süfli ve anlamsız duygulara kapılmasına yol açar. O zaman kalp asla ilahi hakikatleri alamaz olur ve Rahmanin ilim, hikmet ve iman nurundan yararlanmak yerine üstüne düşen değersiz arzuların gölgesiyle karanlıklara gömülür. Bu durum Kur’an’da siyah bulutlar altındaki denizlerin dibinde karanlıklara gömülmüş kendi elini kolunu dahi göremeyen kimselere benzetilir. 
“Kime Allah nur vermezse onun için nur diye bir şey yoktur.”  Bugün kalbin pasını silmek ve her türlü işgalden kurtarmak için bir gönül ahlakına, yürek terbiyesine ve merhamet eğitimine ihtiyaç vardır.
İslam’ın kendisi en büyük rahmettir. İslam peygamberi âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Her
Müslüman bütün söz ve davranışlarında, rahmeti prensip edindiğini ilan etmek için Allah’in Rahman
Rahim sıfatlarını zikrederek başlar. Gönüllere giren rahmet, kâinatı kucaklayan bir merhamete dönüşür.
ilahî rahmetin tecelli etmediği yüreklerde me rhamet tahakkuk etmez. Merhametsiz yüreklerde sevgi şefkat ülfet, refet, rikkat bulunmaz. Bir hadiste Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Merhamet ancak kalbi katılaşmış inançsız bedbahtların kalbinden kaldırılmıştır.”

Merhamet eğitimi, kalbin katılığını, kasvetini, kabalığını, kasvetini ortadan kaldıran bir eğitimdir
Merhamet eğitimi, kalbin pasını silen, üzerindeki lekeleri izale eden, ilahi rahmet ile arasındaki kili-
di açan, her türlü perdeyi, kılıfı kaldıran bir eğitimdir.

Merhamet eğitimi, kalbe rikkat, refet ve şefkat kazandıran, yürekleri işgalden kurtaran gönülleri öz-
gürlüğe kavuşturan bir eğitimdir.
Merhamet eğitimi, kalbin basiretini açan, eşyaya ve kâinata kalp gözü ile bakmayı sağlayan bir eğtimdir.
Merhamet eğitimi, kalpleri kin, öfke, intikam şehvet, ihtiras gibi hastalıklardan temizleyen bir eği-
timdir.
Merhamet eğitimi, kalplerden kalplere şefkat ve merhamet şebekesi kuran bir eğitimdir.
Merhamet eğitimi, salt bir öğretim işi, bilgi ile yükleme ameliyesi değildir.
Merhamet eğitimi, okulla dershane arasında şaşkına dönmüş zihinlerin test çözerek elde edeceği bir
eğitim değildir.
Bugün bütün insanlığı saran bir hiddet ve şiddet sarmalından söz ediliyor. Bu ise merhamet eğitimin-
deki eksikliktendir. Gün geçmiyor ki annesini babasın hunharca katleden evlat haberleri gündemimizi

etmesin, ciğerparelerini akil almaz yöntemlerle katleden anneler, babalar, toplu katliamlar artık sıradanlaşti. Bilim adamlan, uzmanlar, siyasetçiler bütün bunların sebeplerini derin psikolojik, sosyolojik tahillerde arayadursun, aradığımız bütün sebepler bizi şefkat ve merhametten uzaklaşmış paslı yüreklere, nasir tutmuş, katılaşmış kalplere götürecektir. Bu şefkatsizlik ve merhametsizliğin sebeplerini çağlarda, asırlarda, kadim törelerde ve geleneklerde değil, paslı kalplerde, nasırlaşmış yüreklerde, lekelenmiş gönüllerde aramak gerekir.

Kisaca kalpleri işgalden kurtarmak için yapılacak ilk iş; gönül terbiyesi ve yürek ahlakını içine alan bir merhamet eğitimidir. Kalplerdeki pası silmek, parlamasını sağlamak, yaratıcıya açmak, ışık almasını ve ışık vermesini sağlamak ancak bu yolla mümkün olur. Allah Resulü’nün sıkça yaptğı bir duayi hatirdan çıkarmamak gerekir: “Allah’im! Senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki, o rahmet vasıtasıyla kalbimi doğru yola ilet.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir