Oruç’un esrarı

ORUÇ’UN ESRÂRI

Oruç, insan ruh ve maddesinin ilâhi banyosudur.
Oruç, vehleten aç durmak gibi gelir insana.
Aç durmakla cesed zevk duyarsa, oruç’un mânâsı ortaya çıkar…
Açlıktan sıkıntı duymak, hakiki oruç mânâ ve mefhumunun dışındadır.
Oruç, cesed ile ruh tevhidini husule getirmektir.

Mukaddes Kur’ân-ın Bakara Sûresi’nde 183 üncü âyet yâni,
ALLAH sözleri diyor ki: “Ey imân edenler!”
Buradaki İmân edenler, kâinatta aczini bilerek gaybe inananlar demektir.
Gaybe inanmak çok güç, çok zor bir başarıdır, insan oğluna…
Mantık ve havas’a hitabetmeyen şeylere inanmak çok müşkül bir iştir.
“Bu oruç ile ta ki günâhlardan korunasınız.”
“Oruç size yazıldı, nasıl ki sizden evvelkilere yazılmıştır…”

Kulun ALLAH’a karşı olan şükrünü ifâ etmemesi ve bunda devâm etmesi edeb dışı bir iş olur ki buna günâh derler.
Günâhın cezasını Cenab-ı Hak kulun kendine bırakmıştır.
Günâh, inkâr ve red hududuna girerse, küfürdür.
Küfürün cezası ise, ALLAH tarafından verilir…
İnsanda bütün ilâhi esmâlar tecellî ettiği için, şükrün ifâsının tehiri, esmâları zedeler…
İnsan böylelikle, kendi kendini zedelemiş olur.
Yukarıdaki söylediğimiz emir ile oruç, ALLAH’a inananlara farz olmuştur.
Emirde “yazıldı” kelimesi ile büyük bir incelik ve hikmet ifâde edilmiştir…
“Yazıldı” kelimesinde “sizin canlılığınız, ruhunuz ve maddeniz bir murad ile halk edildi. Ve ona lüzumlu olan şeyler de, evvelce Âyetullah ve Sünnetullah ile tâyin edildi” mânâsı gizlidir.
Âyetullah: Esmâların tecellîsi, görünmesidir.
“HAYY” ile canlıyız “BASÎR” ile görürüz “SEMİ’ ’” ile işitiriz, ilaâhir…
Bunların devâmı için, bir takım kanunlar vardır.
Havadan oksijen alırız, su içeriz, gıda alırız, sıcak ve soğuğun tesirleri vardır.
Bunları saymak uzun sürer…

Bunların hepsi Sünnetullah’tır.
Yani tabiatta, câri, fizikî, kimyevî, meteorolojik her türlü değişmeyen kanun hâlindeki hâdisattır…
Emrin içinde Sünnetullah’tan zarar görülmemesi gizlidir.
Ruh ve maddeye lüzumlu olan bu “yazılış” şimdi size tatbik edesiniz diye emrolundu demektir.

Çalışmadan sonra dinlenme, uyku nasıl insan ve canlı için lüzumlu ise, oruç da, insana, yaradılışında lüzumlu olan hâdiseler arasında bulunur…
Oruç, uzviyetin her gün yapmağa ruhî ve fizyolojik olarak duyduğu mecburiyetlerin, bir anda irade ile durdurulup perhize geçmesidir.
Oruç, mecburi olarak, uzviyetin dinlenmeye sevk edilmesini sağlar.
Fakat emirin konulması, bu mecburiyette tehir olmasın diyedir.
Hastalıklarda, hastanın perhize konuluşu, onun iyiliği için bir mecburiyettir.
Oruç’un her sene başka bir ay ve mevsimde gelişi de dikkate yayandır.
Mevsim ve aylara göre doğanların karakter, bünye ve arzularını, beşerîyet hâlâ gazetelerde, kitaplarda tahlil etmektedir.

Yazımızın başında, cesed açlıktan zevk duyarsa diye bir söz ettik. Evet duyması lâzımdır.
Yemek helâldir, vücuda eziyet vermemek lâzımdır; gibi iftarda ve sahurda yemek hikâyelerini ileri sürüp, fazla yemek yemeği müdafaa, oburluk, tahammülsüzlük, sabır hasletlerini firenlemek kudreti olmayanların mütâlâaları olarak kabul edilir.
Tahammülsüzlük gösterenlere, hastalara zâten oruç farz değildir.
Bu hâlleri zail oluncaya kadar.
Oruçtan sabır, tahammül, kendine hâkimiyet, sinirlerini dizginlemek, kanaat miktarının ölçülmesi murad edilmektedir.
Hasta bir insana, normale avdeti için, doktor bir takım sıhhi tavsiyelerde bulunur.
Bunları yapması kendisi için faidelidir.
Başkası için değil.
Oruçta normal uzviyet için; ilâhî, sıhhî bir öğütün, emir şeklindeki tecellîsi gizlidir.
Yapabilene ne mutlu…

Orucu süsleyen bir takım âdabı muaşeret de vardır.
Vakti, şartlan, sünnetleri, orucun sahih oluşunu sağlayan, öyle olması muhakkak lâzım gelen kaideleri mevcuddur.
Orucu bozacak hâller; oruca niyet etmiş temiz insanların bilmesi ve riâyet etmesi mecburiyeti olan hususlardır ki, bunları bilmeden, zâten oruca girilemez…
Oruçta, insanın, helâl yemeğinden, arzularından, isteklerinden ruhen ve maddeten ayrılıp sıyrılarak, yükseklere tırmanışı gizlidir.
Bu yükselişteki zevk, insanın anlama ve kavrama derecesine göre değişir.
Bu dereceye göre de uzviyetin bir dinlenme ve tasfiyesi husule gelmektedir.

Vehleten bu hakikatları reddedebilirsiniz.
Fakat mes’ele öyle değildir.
Biraz sabrediniz ve her şeye itiraz ile yüklü olmayınız…
Oruç tutanlara hürmet etmek, insana yakışan en büyük fazilet tezahürüdür.
Tutmayana da bu zevkten mahrum olmanın vereceği ölçü ile bakmalıdır.
Oruçlu bir insanın, büyük bir sabır ve sükûn heykeli gibi, daima sakin ve etrafına gâyet rahîm ve şefkatli olması, orucun kıymet ve derecesi ile ölçülür.
Yemeğe hasret açgözlülüğü, etrafına çatmak asabiyeti gibi hâller izhar edip bocalıyan hakiki oruç tutmuş olmaz.
O ancak sabahtan akşama kadar beyhude yere aç durmuş olur ki bu orucun mânâsına bile yanaşmaz.
Uzviyet açlığın vereceği aksülamellerin doğuracağı faideye kavuşabilmesi için tamamiyle sakin ve gevşemiş olmalıdır.
Asabiyet, bu muvazeneyi hemen bozar, asabî insanlarda mide ağrıları, iştahsızlıklar malûmdur.

Oruç’da Er REZZAK esmâsı, kemâl-i edeb ve ta’zimle bir tarafa bırakılıp “HAYY esmâsı ile” Hay’ın menba’ı olan Hayyü lâyemut’un huzuruna çıkmak vardır.

Oruçluda akşama doğru bir zevk hissi başlar. Bu his:

1 – Uzviyetin yemeğe karşı duyduğu hasretin giderileceğini ruh vasıtası ile öğrendiği için, vücuddaki hafiflik zevkidir.
Bu zevk makbul değldir.
Zira bu memnuniyet verdiği itaattan duyulan mecburi uzvi açlığın bağırışıdır.
2 – Ruhun duyduğu hafiflik ve dumanlanmadır ki bu da riyâzatın uzviyet ve ruha vereceği hasletlerin, manevî yükselişin disiplinine alışmamış insanların, bir emri yerine getirmelerinden doğan, tatlı bir iştir.
Bunun da arkasında, yine uzviyetin gizli açlık feryadının, edeben teskin edilişindeki çabalama mevcuddur.

Hâlbuki orucun ve az yemenin hikmeti, mânevi âlem hazinelerinin kilididir.
Bâtın gönül pınarları, açlık ve oruç bereketi ile fışkırır.
Herkesin aynada gördüklerinden daha fazlasını, bir tuğla parçasında görebilirsiniz.

Hakiki oruçlu bir insanda:
Simâda Er-RAHÎM esmâsının tatlı soluk rengi, gözlerde ötelerin ötesine bakan tatlı bir hâlâvet, dilde fazilet, adalet, şefkat ve doğruluk süzgecinden süzülmüş, inci gibi kelime ve sesler doludur.
Ne mutlu böyle insana!

HAYY esmâsının tecellîsi olan insan, bu esmâyı Er REZZAK esmâsı ile değil de HAYY’ı, hay ile beslerse daima hay olur.
Ecel, insana Er REZZAK esmâsının hay’dan elini çektiği dakikada gelir.
HAYY’ı, hay ile besleyen insan daima hay olur.

Mevlâna on yedi gün gece ve gündüz ağzına bir şey koymamış ve onsekizinci günü:
“Öyle bir hamle yaptım, uçtum, uçtum hayyü lâyemuta kavuştum.” diye bağırmıştır.
Oruçla, HÂLİK bu ince kavuşma yolunu, müminlere hediye etmiştir.
Anlayana ne mutlu….
“Ölmeden evvel ölmek!” tebşir-i Peygambersi:
“Er REZZAK ile değil hay ile HAYY’ı devâma çalışınız. O zaman daima hay olursunuz” demektir.
Bu bir sırdır.
Anlaması güçtür.
Güç kelimesi perdelerle örtülü olduğu için kullanılmıştır.
Murad-ı İlâhî böyledir.
Bu muradda büyük ve büyüklerin büyüğü bir hikmet gizlidir.

“HÂLİK’le öyle anlarım olur ki aramıza melek-i mukarreb bile giremez.”
Buyuran Resûl-i. Ekrem’in:
“Bir ok yayı kadar yanaştı.” sözü, dinin asıl nüvesini teşkil etmektedir.
Bütün bu yoldakiler, bunu hâl ve anlama peşindedirler.
Onun için :
“Oruç benimle kulum arasındadır, mükâfatını bizzât ben vereceğim.” buyurulmuştur.

HAYY ile her şey vardır.
Bütün esmâlar HAYY’ın vasıflarıdır.
Bir tane de vardır ki bunların hepsinin ismidir, ona da “İsm-i Azam” derler.
“Şu mudur? bu mudur?” diye uğraşma.
Bir şeyi insan görür, tutar, anlar ve inanır.
Fakat bu anlamada şüphe ve şek bulunduğu zaman. “bu mudur? şu mudur?” diye mırıldanır. Hakiki isimde mütereddittir.
Ondan dolayı hakiki çağrıyı yapamadığından, büyük istifâde ve visale kavuşamaz…

ALLAH yolunda ölenler ölmemişlerdir.
ALLAH yolunda ölenler kimlerdir.
Hiç düşündünüz mü?
ALLAH’ın her canlıya bilaistisna verdiği Er REZZAK’tan zorla nasibini kesmek arzusunu taşıyanlardır.
Bunlar binbir türlü vesilelerle ve perdeli şekillerle Hay’lıklarını HAYY ile birleştirip, ortadan Er REZZAK esmâsının kaldırılmasına uğraşanlardır.
Bir çok hastalıklarda perhiz, hastanın iyi olmasında en büyük âlimdir.
Bu HAYY’ın Hay’dan medet dileyerek, boşalan enerji akümülâtörünü doldurması demektir.
HAYY’ı, Hay ile beslemeğe uğraşanlar ise, Velîlerdir.
Huzura çıkmak için rızkın mahsûlleri temizliği bozar.
Temizliği tazelemek lâzımdır.
Bunlardan anlıyan için, büyük hakikat ve huzur kapıları görünür, işte bu kadar…
Hikâyenin anahtar deliği oruç’tur.

Oruç’un kıymetini bilmeğe ve bunda devâmlı olmağa gayret etmek gerektir.
Amma: “Ben yapamıyorum!” diyeceksen, bu meydanlarda dolaşmağa bakma…
Bu meydanlar çok hoştur, çok tatlıdır, fakat tehlikesi de çok ve anidir…
ALLAH kimseyi zorlamaz.
Verdiği Hay parçasının hürmetine orucu “Yazılmak” kelimesi ile emir buyurmuştur.
Bu bize verilen HAYY’ın, ind-i ilâhiyede makbuliyetini artırmak, Hay’ın makarrı olan vücud için mecburiyetinin, gâyet müsamahakâr ve nezâket çerçevesi içinde “Yazıldı” Lafz-ı Mübâreki ile bildirmesidir.
Bu kelimede zorlama, korkutma yoktur.
Bu kadar nezaketle emir buyrulan oruçta nasıl büyük bir sır, derin bir hikmet, huzur ve felah olduğunu artık sîz düşününüz…
Ramazanınız mübârek olsun!…

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ya eyyühellezine amenu kütibe aleykümüs siyamü kema kütibe alellezine min kabliküm lealleküm tettekun : Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara 2/183)

Zail : (Zâile) Geçen, geçici.Devamlı olmayan. Tükenen.

Avdet : Dönüş, geri gelme, dönme. Rücu’.

Uzviyet : Uzuv oluş. Canlılık. Canlı uzva ait.

Halavet : Tatlılık. Şirin olmak.

Tebşir : Müjdelemek. Hayır haber vermek. Müjdelenmek.

Mukarreb : (Kurb. dan) Yakınlaşmış. Yakınlaştırılmış. Yakın. * Büyük zât veya padişah gibi kimselere hizmette yaklaşmış olan.

Nüve : Çekirdek, asıl, menba

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir