ŞEFKAT VE MERHAMET PEYGAMBERI

ŞEFKAT VE MERHAMET PEYGAMBERİ

Kur’an’da 114 yerde tekrarlanan besmelede Allah’in sürekli vurgu yapılan iki ismi vardır: Rahman ve Rahim. Varlık var oluşunu Rahman’ın eseri olan rahmet ve merhamete borçlu olduğu gibi, devamını da O’nun şefkatine borçludur. Kâinatın düzeni sevgiye dayanır. Sevginin temeli de şefkat ve merhamettir. Merhamet olmayan yerde sevgi, sevgi olmayan yerde şefkatten bahsedilemez. Bunlar birbirini bütünleyen şeylerdir. Bu yüzden Kur’an, yüce Peygamberimizi Rahman ve Rahim mazharı, rahmet ve şefkat peygamberi olarak takdim etmektedir. Nitekim ayetlerde şöyle buyurulur: “Habibim, biz seni âlemlere ancak rahmet olmak üzere gönderdik. Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. 0, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. O şanlı nebî, âlemşümul rahmetin biricik temsilcisi olduğundan sadece bir bölgenin, bir yörenin,bir iklimin ve bir irkan değil, topyekün insanliğin şefkat ve merhamet ocağıdır. Onun her şeye şamil olan merhameti, âlemşümul rahmeti ve insani şefkati en

çok beşeri münasebetlerde ortaya çıkmakla birli cemâdâttan nebâtâta; yani cansız varlıklardan bitkile
re ve hayvanlara varıncaya kadar bütün varlıkları kapsamaktadır. Onun insani ilişkilerini incelediğimiz zaman şefkat ve merhametin en şâhika örneklerini görürüz. Çünkü o lânetçi değil, rahmet peygamberiydi.

Rahmet peygamberinin bu temel özelliğini Kur’an şu lafizlarla takdim etmektedir: “Allah‘ın rah-
meti sayesinde ey Muhammed! Sen insanlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz insanlar etrafindan dağılır giderlerdi. Onları bağışla, onlar için mağfiret dile, iş konusunda onlarla istişâre et. Bir kere karar verdin mi Allah’a tevekkül et! Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.”  Bu ayette Allah Resulü’nün insanî ilişkilerinin zemininin rahmet ve şefkat olduğu belirtilmektedir. İnsanların yanlışlık ve taşkınlıklarına hoş görü ile mukabele etmesi ve onlar için Allah’tan mağfiret dilemesi öngörülmektedir. Ayrıca yapılacak işlerde insanların görüşlerine başvurması tavsiye edilmekte, ancak karar aşamasına gelmiş işlerde ise, kararsızlık göster
meden Allah’a dayanarak işin sonuçlandırılması emredilmektedir.

Ayet ve hadislerin ışığında yapılan İslâm tariflerin de merhamet ve şefkat, özel bir biçimde yerini al
mıştır: “İslâm, Allah’in emrini tazim; yani O’na kul omak, O’nun yarattıklarına şefkat ve merhamet” olarak tanımlanmıştır.islâm’in özünde bulunan Muhammedi şefkat merhamet umumidir. Yaratılan her varlığı, Hakk’ın kudret tecellisine mazhar her şeyi kuşatmaktadır. Çünkü Allah, peygamberinin bu duyarlılıkta olmasnı istemiştir. İnsanların bir dağ ve kaya parçası gibi gördüğü Uhud Dağ için söyledikleri bu mânâda çok çarpıcıdır: “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever (Buhâńi, Cihåd”, 71: Müslim, “Hac”, 504) Cansız gördüğümüz bir dağın canlı gibi sevgi duygusunu anlayacak ve po

zitif enerjisini kavrayacak, ancak Allah Resulü’nün gönlü gibi yüce bir gönül olabilirdi.

Sevgili Peygamberimizin bütün varlıklara sâmil şefkat ve merhametinin bitkileri, ağaçları ve çiçekle-
ri de kuşattığını görüyoruz. Nitekim o şöyle buyurur: “Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır.” (Ebů Dâvud, “Edeb”, 158-159/5239) Onun anlayışında korunmaya muhtaç ve hayatın devamı için lüzumlu olan her şey şefkat ve merhametle korunmalıydı. Bu yüzden hayvanlara eziyet eden insanları insaf ve şefkate davet ederdi. Nitekim Allah Resulü bir gün ensardan birinin bahçesine vardı. Orada bulunan deve inledi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladi. Allah Resulü hayvanin yanına gidip başını okşadı, devenin ağlaması durdu. Sonra Resulullah bahçe sa
hibini arayıp buldu ve adama buyurdu ki: “Şu hayvan sana veren Allah’tan korkmuyor musun…” dedi. (Bkz. Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 44/2549) Bir başka seferinde keseceği hayvanın gözü önünde bıçağını bileyen sahabiye; “Sen bu hayvan kaç defa öldüreceksin?”diye çıkışmıştı. Mekke’nin fethi için Medine’den kalkan on bin kişilik ordusuyla Mekke yakınına gelen Allah Resulü’nün, yeni yavrulamış bir köpeği asker tarafindan ezilmesin diye, başına nöbetçi dikerek koruma altına almış olması (Bkz. Väkdí, I, 804), Efendimizin yaratılanlara şefkatini gösteren çok önemli bir hadisesidir.

Efendimizin şefkat ve merhameti bütün varlıklar için olduğu gibi, insanlık âlemi için de cihanşümůl bir vasfa sahipti. O, bir gün buyurdu ki: “Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” Sahabiler dedi ki: “Ya Rasûlallâh! Hepimiz merhametliyiz.” Allah Resulü şöyle buyurdu “Benim kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhametiniz değil, bilâkis bütün yaratilanlara şâmil olan merhamettir.”  

İşte bu nebevî özellik gönül dünyamızı aydınlatan tasavvuf muhitlerine Yunus diliyle şöyle yansımıştır:
Elif okuduk ötürü/Pazar eyledik götürü
Yaradılanı severiz/Yaradandan ötürü
Sadece kendi nefsi istek ve taleplerinin farkında olup onları putlaştıran kişi ve kimseler bu âlemi imara değil, belki viran etmeye âmâde insanlardır. Oysa insanoğlu bu âleme önce kendi gönlünü imar etmeye, ardından gönüller imarına gelmiştir. Gönlünde şefkat ve merhamet bulunmayan kimsenin başka gönülleri imar etmesi mümkün değildir. Uyuyan, uyuyanı nasıl uyandırabilir ki? Uyandırmak

derdinde olan insanın önce kendisi uyanmalıdır. Allah Resulü bu manada engin gönlüyle ve diri kalbiyle ashâbını ilmek ilmek motif motif işlemiş, onları merhamet ve şefkat önderi, sevgi eri, sevdalı insanlar hâline getirmiştir. Muhammedî şefkat ve merhamette şikâyete ve dertlenmeye yer yoktur; çünkü şikâyet, acz ve enâniyet ürünüdür. Her şeyin kader plânında cereyan ettiğini bilen insan kimi kime şikâyet edebilir? Şefkatte hüzün vardır, gözyaşı vardır ama asla şikâyet ve dertlenme yoktur. Kendini eksik ve kusurlu görmesini bilen, başkasına kusur izafe etmekte acele etmez. Lütfa açık, ıstırap ve çileye kapalı bir gönül, hüznür erdirici hazzını asla tadamaz. Hüzündeki hazzı tada-
mayınca da mahzun gönüllerle bir şey paylaşamaz 

Muhammedi şefkat ve merhamet insana âlemdeki tecellileri cemal ve celal boyutuyla kavrayıp kuşatmayı ve bunun sonucunda Allah’tan gelen acılardan burukluk duymamayı bahşeder. Nitekim bir sufi şair bu gerçeği ne güzel ifade eder ;:
Hoştur bana Senden gelen 
Ya gonca gül, yahud diken
Ya hil’at ü yahud kefen 
 Lütfun da hoş kahrın da hoş
  
İslâmi anlayış, Muhammedi rahmet ve şevkat ikliminde insanları sevmeyi, sevgi denizinde buluşma
yı öğütlemektedir. Bugün Müslümanlarda ve İslâm âleminde bundan farklı bir görüntü varsa, bunun kusuru ya İslâm’ı tam olarak anlamam olan Müslümanlardır, ya da Müslümanlığın gücünden korka-

rak, Müslümanların ve Müslümanliğın güzel yüzünü sıvayıp onu uzlaşmasız ve kötü göstermeye çalışanlardadır. Müslümanlarda görülen pek çok hata ve kusuru hemen İslâm’a hamletmek, insaf ölçüleriyle bağdaşmaz. Üstelik önümüzde şefkat ve rahmet nebisi ve onun örnek hayatı varken.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir